Ana Sayfa

Son yazılar

PRENSES PERİ SENDROMU

Yapış yapış daha birkaç görüşmeden sonra sana aşığım havalarına giren erkekleri çok itici buluyorum. Soğukluklarını koruyup uzun süre vakit geçirdikten sonra hala oldukça gizemli takılan erkekleri çok itici buluyorum. Hiçbir hedefi olmayan vaktini verimsiz geçiren asosyal erkekleri çok itici buluyorum. Sürekli bir yoğunluk halinde olan her gün bir yere koşturan zamanı çok kıymetli olan erkekleriOkumaya devam edin “PRENSES PERİ SENDROMU”

VE KADIN OKUDU

Üzerine oldukça yazı yazılmış olan bu konuya bir de çömez bir kadın olarak kendi açımdan değinmek isterim. Ben 22 yaşında bulunduğu konuma göre oldukça özgür büyümüş ama baskıyı ve kısıtlamaları sürekli ensesinde hissetmiş bir kadınım. Köyde doğmuş büyümüş ve kilitli olmasa da oldukça kapalı fikirlere sahip bir ailede büyüdüm, büyüyorum. Emniyette uzun süre çalışmış veOkumaya devam edin “VE KADIN OKUDU”

UMUTSUZ(CA) AŞKI ARAMAK

Radikalleşen, gelişen, büyüyen ve tüm güzelliklere rağmen ne yazık ki çirkinleşen dünyamızda ‘saf aşk’ diye bir şeyin varlığına inanmak ve onun peşinden koşmak mantıklı mı? Herkesin bahsettiği mantık ve duygu savaşını kazanan mantıkların oluşturduğu mantık evlilikleri aşkın önüne mi geçiyor? 20’li yaşlarda aşkı aramak, aşk için uğraşmak ve hatalar yapmak en büyük hakkımızken neden bitenOkumaya devam edin “UMUTSUZ(CA) AŞKI ARAMAK”

Yeni içerik doğrudan gelen kutunuza iletilsin.

Zımparayı belki bu kadar yoğun kullanmamam gerekiyordu ama hislerime odaklandığım için fark edemedim.. Zımparayı bastırıp hızlı hızlı ahşabın üzerinden gidip gelirken nasıl zorla eskittiğimi fark ettim. Zımpara değmese o ahşaba soyulacak mıydı boyası? Eskiyecek miydi ahşap obje? Ben zımparaladım, ben eskittim. Daha çok bastırdıkça daha hızlı hareket ettirdikçe daha fazla alana değdirdikçe o zımparayı daha çok soydum boyasını. Anlıyorum şu an ahşap eskitmenin terapideki yerini. Sanırım kendi hayatımda da zımparayı böyle kullanıyorum ben hatta sanırım ben zımparanın kendisiyim. Hızlı, sert ve çok fazla yüzeye temas edecek şekilde. Ahşabı eskittiğim gibi tüm ilişkilerimi de eskitiyorum galiba.. Daha fazla zımparalamak istemiyorum ahşabı da çevremdeki insanları da. İstediğiniz kadar düzgün zımparalanmamış veya görülmesi gereken kadar estetik görünmüyor olabilir. Hatta içimden soyduğum yerleri de boyamak geliyor ama bence bu ahşap objenin bu haliyle gözümün önünde kalması iyi fikir. Bir de üzerine boya yapışmış eski haline dönmeyecek yıpranmış zımparaların kalması lazım. Ben zımpara olmak istemiyorum, bir şeyleri eskitmek yıpratmak istemiyorum. Çok heyecanlıyım şu an vernik kullanacağım için. Vernik çünkü parlatacak bu çalışma için mat vernik kullanılması istenmişti onu da biliyorum ama ben objemin parlamasını istiyorum.. Ben zımpara değil vernik olmak istiyorum. Dokunduğum şeyleri sertçe zorla yıpratmak değil güzel güzel parlatmak istiyorum. Fırça olmaya da razıyım eksiklikleri doldurmaya ya da parlaklığı verecek olan verniği sürmeye yardımcı da olabilirim ama zımpara olmak istemiyorum. Neyi düşünmedim biliyor musunuz? Ahşap obje olduğumu düşünmedim. Yıpranmadığım için değil tabi ki hepimiz yıprandık yıpranıyoruz ama sanırım ben eskitilen taraftan çok eskiten taraf oluyorum hep. Hiçbir ilişkimde ahşap obje ben olmadım. Kimse beni zımparalamadı ama ben hep zımparalayan oldum sanırım. Ahşap objeler eskise de işlevlerine devam edebiliyor oysa zımparanın bir ömrü var biraz daha kullanılırsam işlevimi kaybedeceğim.  Amacım parlatmaktı ama vernik değil de zımpara olduğum için her hareketimde parlatmak yerine eskittim parlatamadıkça daha çok zımparaladım daha çok eskittim. Sorun yapış şeklimde değil de benim yapıldığım malzemedeymiş sanırım. Olabilir miyim peki? Bir miktar kimyasal bileşikten oluşan bir zımparayken reçineye dönüşebilir miyim?

Başka bir zaman devam ederken;

Zımparalamaya devam ediyorum şu an az önce öğrendiğim bir şey geldi aklıma ‘daha küçük bir alana daha az bastırarak zımparalamanız lazım.’ Az bastırınca ve daha az hızlı olunca canım da az acıdı. Biliyor musunuz hızlı hızlı yaparken sadece ahşaptaki boyayı değil kendi elimi de soymuşum. Bir de heyecanlı heyecanlı vernik kullanmak istiyorum aşamasına hala gelemedim. Kabulleniş içerisindeyim ve bundan dolayı  kötü hissetmiyorum. Zaten deli gibi zımpara yaparken birden parlak vernikler diyarına geçmek de çok masalsı değil mi? Değişimlerin aşama aşama olduğunu kabul etmem lazım. Değişimler için kendimi ve çevremdekileri yıpratmamam lazım. Biraz daha yavaş yavaş zımparalamaya devam edeceğim.

Yavaş ve yumuşak, daha nazik yapınca istediğim etkiyi alabilmem daha uzun sürüyor ve canım hala acıyor. Doğru tekniği bulana kadar canım acıyacak ve değişimden memnun kalmamaya devam edeceğim sanırım. Canımın acımaması için zımparamı biraz daha küçülteceğim ve keskin yüzeyinin sadece objeyle temas etmesini sağlayacağım. Zaten öğrenmiştim bunu değil mi? Zaten biliyordum doğru tekniği ama kendim öğrenmek istediğim için mi, canımın acımasını istediğim için mi yoksa sürekli bir başkaldırı içinde olduğum için mi kendi doğrumu bulmaya çalıştım? Oysa zımpara büyük olursa daha hızlı hareket ettirirsem ve daha fazla bastırırsam daha etkili olurum sanmıştım.

30.05.2020

Bitirdim. Neden bu kadar zor oldu acaba? Üzeri için önceden aldığım transfer kağıdını da kullanmadım. Renkleri istediğim kadar uyumlu olmadı ama üstündeki görsel bu sürecimi daha iyi anlatacak beni de daha çok tatmin edecek bir görsel oldu. Siyah üzerine o tonlarda bir mavi eskitmeyle daha güzel olurdu. Sanat terapisiyle işimi bitirmedim zaten daha. Daha fazla fırçayla bir sürü zımparayla yeni objeleri eskitmeye devam edeceğim. Farklı şeyler de deneyeceğim. Gidebileceğim ilk zamanda mesela bir sahafa gidip bir sürü eski dergi, gazete alıp kolaj yapacağım. Geçen sene kolaj yaparken çok eğlenmiştim. Aslında benim için bir anlamı olmadığını düşündüğüm görünce kolajıma eklemek istediğim tüm görselleri birleştirince ben çıkmıştım ortaya. Bir de enstrüman çalmaya başlayacağım. Hem basit olduğu hem de sempati duyduğum bir alet olan ukulele ile başlayacağım İzlediğim bir dizide sıra dışı bir karakter hayatındaki olayları, başkalarının hayatlarındaki olayları ukulele çalıp yazdığı sözlerle ifade ediyordu. Müzisyen olabileceğimi sanmıyorum sesimin güzel olmadığını da biliyorum ama iyi olduğum bir konu var o da eğitilmek. Kafası çalışan bir insanım sorgulayan biriyim ve bazı şeyleri yaparken-yaşarken doğru teknikten ziyade kendi tekniklerimi deneyerek doğruyu bulmayı daha çok seviyorum. Bu yüzden normalden daha çok yoruluyorum ve normalden daha çok yorucuyum sanırım ama bir şekilde kendi doğrularımla bir hayat devam ettiriyorum.

Bu ahşap kutumu erkek arkadaşıma anılarımızı biriktireceği bir kutu vermek için seçtim. Daha önce anılarımız için bir kutu alalım dediğinde biraz dalga geçmiştim onun telafisi olsun diye kendim yapayım istedim anı kutusunu. Dalga geçmem her ne kadar ‘ince’ bir davranış olmasa da sonrasında bunu düşünüp böyle bir şey yapmam bence çok hoş bir davranışken erkek arkadaşım benden öyle bir şey istediğini ve benim dalga geçtiğimi hatırlamadığını söyledi. Sanırım değer verdiğim kişilere yaptığım bazı hoş olmayan davranışları ben onlardan daha çok önemsiyorum. Zaten hep çok düşünceli, çok fedakar olan taraf benim karşı taraf istese de isteme de. Bazılarını bu hareketlerim beklenti oluşturacağı için kaçırırken bazılarını da tam tersine çok bağlıyor. Şu anki ilişkim de sallantıda. Nerdeyse saygının kalmadığı sadece ‘aşk’ adını verdiğimiz alışkanlıklar üzerine ve verilen emeği çöpe atmamak için süründüğümüz bir durumdayız. Burda da temel sorun benim yıpratıcı olmam sanırım bir de değersizlik üzerine kurulu tabularımın getirdiği ilgi manyaklığı. Yeni hobilerimi de o yüzden benimsedim zaten boş vaktim daha çok olunca ilgi isteğim de daha çok oluyor. Başkalarına harcadığım mesaiyi kendime ayıracağım bundan sonra sanırım..

Bu objeyi boyamaya başladığımda neredeydim, şimdi neredeyim?